TRT-Roj TV Üzerine Bir Tahlil

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

Bizden söylemesi;Kürtler ”TRT-Roj”dan memnun oldukları müddetçe, ”üçüncü dünya” televizyonculuğuna mecbur bırakılacaklar!

TRT-Roj / Yaşar Gülen

 

TRT denince insanların aklına bir zamanlar hep tek sesli, yanlı ve kutupcu bir TV kanalı gelirdi …

 

Çalışanlarının ağızlarından çıkan her kelimeyi tartarak sarf ettikleri; en alt kademesinden en üst kademesine A’dan Z’ye resmi bir dilin hakim olduğu bir yayın organı olarak toplumun zihninde yer edindi; TRT …

 

Özgür, özgün ve hür olamadı …

 

60, 72 ve 80 cuntalarında, oligarşinin topluma ulaştığı bir propaganda aygıtıydı …

 

Resmi ideolojinin modern-ulus tezini, avama belletmek için fonksiyonel görevler üstlendi …

 

Adil ve hakaniyetli basın emekçileri dayanamayıp,  tek tek bu kanaldan uzaklaştılar …

 

Evrenin değişim dönüşümü TV yayıncılığına da farklı renkler kattı ve özelleştirmeyle beraber artan özel kanallar TRT’nin tahtını salladı …

 

Alternatifler arttıkça TRT zayıfladı …

 

Serbest piyasa rekabeti  TRT’nin belini büktü …

 

Kangrenleşen sorunlar TRT’yi yedi bitirdi …

 

Güçten düştü …

 

Toplum tekciliğe isyan edercesine TRT’den koptu  …

 

Akabinde: ”Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” düsturunu hatırlatırcasına; TRT’de değişti …

 

Farklı görüşlere, zıt fikirlere açık bir iletişim organı olabilmek için değişik dünya görüşlerinden şahsiyetleri kendi bünyesinde toplamaya kalkıştı …

 

Sistemi eleştiren programları yayınlama cesaretini gösterdi …

 

Biz Kürtler dünyayı hep geriden takip etmek zorunda olduğumuzdan, televizyonculuk deneyimimizde hayli ağır ilerlemekte …

 

Farz-ı Misal;

 

Türkiye Kürtlerine yayın hizmeti veren Roj TV isimli bir TV-Kanalı bulunmakta …

 

Propaganda dili yanlı …

 

Habercilik anlayışı tarafgir …

 

Uslubu oligarşik …

 

Programları şabloncu …

 

Habercilik dili subjektif …

 

Anlayacağınız eski devrin TRT’sinin Kürt ikizi …

 

Tamam Roj TV ve TRT  farklı iklimlerin ürünleri olabilirler …

 

TRT jakoben zihniyetin kendi merkezi kimliğini palazlandırdığı, egemen aklın ürünü bir meta olabilir; mamafih Roj TV’nin günümüzde sergilediği medyatik duruş pekte TRT’nin ilerisinde olmasa gerek!

 

Kürt Toplumunu ezbere klişe cümleler ile habire galeyana getiren ve varlığını tek taraflı ajitasyona bağlı kılan ”malum”  yayıncılık anlayışı; halkımız nezdinde ne derece yapıcı ve olumlu etkiler bırakabilir ki!

 

Ritimli müzikler eşliğinde; vatandaşa ait işyerlerini molotoflayan avare gençleri kahramanlaştıran Roj TV televizyonculuğu sorunun tam da kendisidir!

 

Bilad-ı Ekrad özelinde meydanlara sığmayan yüzbinleri görmezden gelen, ancak kendi dünya görüşü için toplanan 10-15 insanı ana haber bülteninden toplumla paylaşacak pervasızlığı gösteren zihniyetin, şüphesiz adalet terazisinde bir bozukluk vardır …

 

Özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden Roj TV çalışanları şunu iyi bellemeliler ki; Onlar kamuoyu nezdinde kürt oligarşisinin beyin kadroları olarak anılmaktalar …

 

Sıkıntılı bir süreçten geçen  milletimizin, hür ve gür sesi olması gereken Roj TV, tam aksine kendi resmi çizgisi dışındaki tüm kürt camiaları dışlayan statükocu duruşuyla, toplumun özgün ruhunu zincirleyen bir baskı aygıtı olarak varlığını idame ettirmektedir …

 

Hepimizin malumu …

 

Kürtler çoğulcu demokrasiyi hayata geçirmekte  ”siyasal” açıdan bir hayli sıkıntı çekiyorlar  …

 

Kürtler geleceğe umutla bakamıyorlar …

 

Kürtler barışa olan ümitlerini kaybetmek üzereler …

 

Kürtler arasında ortak akıl yok; gri düşünceler üretebilen akil insanların sayısı çok az …

 

Peki bunda Roj TV’nin payı ne kadar?

 

Bence; bir zamanlar TRT ne ölçüde Türk Toplumunun geri bırakılmasında aktif bir rol üstlenmiş ise; aynı durum günümüzde Roj TV için geçerlidir …

 

Bizden söylemesi;Kürtler ”TRT-Roj”dan memnun oldukları müddetçe, ”üçüncü dünya” televizyonculuğuna mecbur bırakılacaklar!

Haberin kaynağı : http://www.haberpanorama.com/news_detail.php?id=27867

25 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

Karayılan’dan Erdoğan ve Danışmanına Yanıt

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başbakan Erdoğan, danışmanı ve İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamalara yanıt verdi.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başbakan Erdoğan, danışmanı ve İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamalara yanıt verdi. Karayılan, Öcalan’a tecride yasal kılıf arayışının “çok tehlikeli” olduğunu belirtirken, “İstediğiniz kadar savaşın, istediğiniz kadar kendinizi pazarlayın, yüksek teknoloji alın, ittifak yapın Özgürlük Hareketi’ni bitiremezsiniz” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, ANF’ye verdiği mülakatta, Erdoğan’ın “paralel devlet”, “silah bırakılırsa iyi şeyler olacak”, “KCK operasyonları sürecek” şeklindeki açıklamaları ile danışmanının Öcalan’a tecride ilişkin yeni düzenlemeler olacağı yönündeki ifadeleri ile “sorunu hiçbir yerde bulamayan” İçişleri Bakanı’nın açıklamalarını değerlendirdi. Karayılan, KCK’nin ne olduğunu ve nasıl çarpıtıldığını da anlatırken, ellerindeki Yeşil Ergenekon belgelerine ilişkin de yeni bilgiler verdi.

TECRİDE YASAL KILIF ARIYORLAR

* Kimi Hükümet yetkilileri ve Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin değerlendirmeleri, aylardır avukatları ile görüştürülmeyen Öcalan’a tecridin yasal kılıfa büründürüleceği şeklinde yorumlandı. Siz bu konuyu nasıl ele alıyorsunuz?

- Evet, bir Çarşamba günü daha geçti ve görüşme gerçekleşmedi. Öncelikle bu politikayı şiddetle kınıyorum. AKP hükümetinin zihniyetini ve politikasını yansıtan bu yeni açıklama ise, aslında bir savaş kararının yansımasıdır. Hem de bu savaş kararı Özgürlük Hareketi ile sonuna kadar savaşma anlamına gelmektedir. Kürt halkı ve hareketimiz şimdiye kadar binlerce defa, “Önder Apo’ya yaklaşım, bize yaklaşımdır, irademize yaklaşımdır” demiştir. Buna rağmen, AKP hükümetinin bu yönlü düşünüyor olması, sonuna kadar savaşta karar kılacağı mesajı olmaktadır. Şimdiye kadar zaten üç buçuk aydır devlet ve hükümet olarak utanmadan yalan söyleyip kendi yasalarını ve hukuklarını bile çiğneyerek Önderliğimiz üzerinde ağır bir tecrit uygulamaktadırlar. Fakat şimdi buna yasal bir kılıf bulma çabalarının olduğu görülüyor. Aslında bu, yani oradaki tecridin daimileştirilmesi, dolayısıyla savaşın artık stratejik bir düzeyde kararlaştırılması anlamına gelmektedir.

BU SORUN ÇÖZÜLECEKSE İSYANIN ÖNDERİYLE DİYALOGLA ÇÖZÜLECEKTİR

Şimdi Kürt halkı, devletin de ifade ettiği biçimiyle 29. isyanını geliştirmiştir. Çağdaş bir bakış açısı ve siyaset anlayışıyla özgürlük mücadelesi bir tür isyan gibi gelişmiştir. TC devletinin bu isyan hareketini yenmek ve tasfiye etmek için şimdiye kadar yapmadığı bir şey kalmadı. Her türlü uygulama yapıldı, “rutin dışı işler” denilerek 17 bin faili meçhul cinayetle birlikte çok büyük askeri seferler ve hamleler geliştirildi. Bununla birlikte uluslararası güçlere Türkiye’yi peşkeş çekme karşılığında uluslararası güçlerin her türlü desteğini aldı. Uluslararası bir komplo ile Önderliğimizi esir aldılar. Yani bu hareketi tasfiye etmek için çalmadık kapı bırakmadılar. Ama sonuç olarak bu Kürt isyanı bastırılamadı; giderek büyüdü, siyasallaştı, toplumsallaştı. Artık bir gerçek var; eğer bu sorun çözülecekse ancak isyanın Önderliğiyle görüşülerek diyalog içinde çözülebilecektir. Şimdi bu çağdaş isyanın Önderliği olarak Önder Apo’yu ilelebet tecrit altında tutacak uygulamayı yapan devlet, “ben bu kapıları kapatıyorum, sizinle sonuna kadar savaşacağım” demiş olacaktır. Yani o başdanışmanın konuşmalarını böyle anlamak lazım.

ÖCALAN DIŞINDA HİÇ KİMSE KÜRDİSTAN ADINA DİYALOG GELİŞTİRMEYECEKTİR

Şunu kesinlikle belirteyim: Önder Apo dışında Kürdistan adına hiçbir kurum veya hiçbir teşkilat diyalog adı altında bir ilişkiye girmeyecektir. Bu sorunun tıkanması İmralı’da gerçekleşmiştir. Devlet heyeti, Temmuz ayının ortalarında verilen randevu temelinde İmralı’ya gidecekti; ancak gitmedi, vazgeçti, bıraktı ve dolayısıyla ipler orada koptu. Tekrar düzelecekse de orada düzelir, başka bir yerde düzelemez. Dolayısıyla oraya yaklaşım, sorunun çözüm biçimine de yaklaşım anlamına gelmektedir.

O DANIŞMANIN SÖYLEDİĞİ ŞEYLER ÇOK TEHLİKELİDİR

Ama bakıyoruz ki, AKP hükümeti ve Gülen Cemaati ideolojik yaklaşım içerisindedir. Önderlik çizgisini hedefleyen ve bitirmeyi öngören bir program temelinde uygulamalar yapılmaktadır. Aslında KCK adı altında yürütülen operasyonların diğer bir anlamı da Önderliğin ileri sürdüğü sistemi felç etme ve tasfiye etmedir. Önderliğe karşı bir savaş içindedirler. Mesela en son Akademilere yönelim de o anlama gelmektedir. Sözüm ona Önderlik sistemini Kürt halkı içerisinde tasfiye ederek Kürt halkını teslim alacaklarını düşünüyorlar. Neden? Çünkü onlar Önderlik düşüncesi ve sisteminin aslında Kürt halkını irade ve güç haline getirdiğini biliyorlar. Onun için o sisteme, o ideolojik yapıya yönelerek Kürt halkını yeniden kölelik statüsüne çekmek, bu statüyü bu topluma kabul ettirmek istiyorlar. Onlara göre eğer akademiler olmazsa, insanlar bilinçsiz kalır, dolayısıyla kandırılabilinir veya teslim alınabilir. Örgütsüz ve sistemsiz olursa bu halkı istedikleri gibi yönlendirebilir, idare edebilirler. Eğer bugün idare edilemez duruma gelmişse bunun altında Önderliğin düşünce biçimini ve Önderlik sistemini görüyorlar. Onun için çok planlı ve bilinçli bir yönelim içerisinde olduğunu görüyoruz ve son yapılan açıklamalarla da bu işi öyle sıradan değil, daha köklü ele alıp aslında Kürt halkının geleceğini tümüyle gömmeye dönük bir konsepte sahip olduklarını anlamış oluyoruz. O açıdan o danışmanın belirttiği hususlar her şeyden önce Türkiye açısından çok tehlikeli şeylerdir. Çok tehlikelidir, savaşın on yıllar boyu sürmesi anlamına gelmektedir. O kişi, tıpkı Filistin-İsrail sorunu gibi on yıllarca sürebilecek bir savaşa yol açacak tehlikeli bir politik zihniyeti ifade etmiş oluyor. Bu konuda özet olarak söyleyeceğim budur.

KCK BİR DEVLET SİSTEMİ DEĞİLDİR

*Başbakan Erdoğan, KCK’ye ilişkin “paralel devlete müsaade etmeyeceklerini” söylerken, “devlet silah bırakmaz ama onlar silah bırakırsa olumlu gelişmeler olur”, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” gibi açıklamalarda bulundu. Ayrıca, Türk basınında da KCK sistemi sürekli anti-demokratik, otoriter bir sistem gibi sunuluyor. KCK nedir ve Başbakan’ın açıklamaları ile KCK’ye yönelik suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belli ki Başbakan’ın danışman çevresi Başbakan’a KCK’yi izah etmeye çalışmış ama yanlış bir izahın yapılmış olduğu da açık ortada. Veya kendisi bunu bilmesine rağmen, bilerek çarpıtıyor da olabilir. Şimdi her şeyden önce KCK sistemi, bir devlet sistemi değildir; A devlet sistemidir. Yani demokratik toplumun devlet olmayan, kendi kendini yönetmeyi öngören bir sistemdir. Daha çok sivil toplumcu bir anlayışı esas alan, devletleşmeyi hedeflemeyen, demokratik toplum olmayı öngören bir zihniyetten ileri gelmektedir. Şimdi biz şunu düşünüyoruz: Doğal insan, devlet olmadan önce daha özgür ve daha insani duygulara sahip bir insandı. Yani bunu neolitik toplum dönemine dayandırarak izah eden ve bundan hareketle toplumlar üzerinde egemen sınıfların bir baskı ve tahakküm gücü olarak ortaya çıkan devlet, insanlar arasında sürekli ayrımcılığı, tahakkümü, baskıyı ve şiddeti geliştiren bir kurum olmuştur. Eğer insanlık bugün gerçek anlamda özgür ve eşit olmak istiyorsa, yine gerçek anlamda demokratik bir toplum olmak istiyorsa önce devleti aşmalıdır. Bugünkü dünya gerçeğinde devlet sistemi egemen bir sistemdir. O vakit, devlet olmayan sistem arayışı temelinde toplumlar kendini özgürleştirebilir. Ancak mevcut durumda devletler de bir gerçektir. Dolayısıyla devlet artı demokrasi formülü en geçerli formüldür demekteyiz.

BİZ SİVİL DEMOKRATİK TOPLUM ÇİZGİSİNİ ESAS ALIYORUZ

Yani biz PKK hareketi olarak devlet ve iktidarı öngörmeyen sivil-demokratik toplum çizgisini esas alıyoruz. Bizim görüşümüze göre ne kadar çok devlet, o kadar az demokrasi; ne kadar çok demokrasi, o kadar az devlet olur. Bu açıdan KCK sistemini, devlet içinde bir devlet olarak görmek doğru değildir; bu yanlıştır. Devletin kendisini kabulü, kendisinin de devleti kabulü temelinde, daha çok sivil toplumcu bir sistem diyebileceğimiz demokratik bir toplum sistemidir.

KCK için daha önce, “PKK’nin şehir yapılanmasıdır” dediler. Şimdi de, “yok efendim şehir yapılanması değil, devlet içinde devlet sistemidir” diyorlar. Yani bir yanlıştan diğer yanlışa gitme durumu vardır. Bu konunun esasını kavrama ve doğru yaklaşım sergileme yoktur. Diğer bir husus da katı-ulus devlet modeli esnetilmeden, demokrasi gelişemeyeceği açıktır. Her şeyden önce Türkiye’de demokratik sistemin gelişmesi için bu katı-ulus devlet modelinin esnetilmesi gereklidir. Çağımızda ulus-devlet modelinin giderek aşıldığı görülmektedir. Aslında aşılması gereken bir yapılanmadır ancak bunun için toplumun ikna olması gerekmektedir. Ama en azından demokratikleşmenin önünü açmak için bunu esneten, toplumların nefes almasına, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye gelmesine imkan veren bir esnekliğe sahip olması gerekmektedir. Bu konuda çok katı, ulus-devlet anlayışının tek elden merkeziyetçi bir biçimde tahakküm olduğu bir ülkede sen demokrasiden bahsedemezsin.

İşte KCK’nin zorladığı şey de budur; toplumu demokratikleştirme, devlete demokratikleştirmeyi dayatmadır. KCK, Türkiye’yi demokratikleştirecek bir sistemdir ama bu KCK henüz uygulanmış değildir; yani o sözü edilen KCK’li adı altında yakalanan insanlar KCK’li filan değildir. Fakat KCK, demokratik toplum ve demokratik siyaseti esas alan bir zihniyetin sistemidir. İktidarcı ve tahakkümcü olmayan, doğrudan demokrasiyi esas alan en küçük yerleşim biriminden hareketle insanların kendi kendine yeterli olmayı öngörmektedir. Bunun için de elbet katı ulus-devlet yapılanmasının esnemesi gerekmektedir. Türkiye’de bugün anayasa tartışmaları gündemdedir. Eğer gerçekten demokratik bir Türkiye, demokratik bir toplum öngörülecekse demokrasinin yolu buradan geçmektedir. Katı ulus-devlet anlayışıyla her şeyin merkezden zapturapt altına alındığı bir yerde demokratik bir toplumdan bahsedilebilir mi? KCK bunu öngören bir demokratik toplum sistemi, daha çok sivil toplum sistemi diyebileceğimiz, iktidarcı ve devletçi olmayan, A devlet olan bir sivil toplum modelidir. Şiddetten, baskıdan, otoriteden uzak, toplumun kendi kendini yönettiği bir sistemdir.

KCK TÜM YETKİLİLERİN SEÇİMLE GELDİĞİ BİR TOPLUM MODELİDİR

Türk basın yayın çevrelerinde herkes kendine göre yorumlayarak yakıştırmalarda bulunmaktadır. Otoriter, totaliter, Stalincilikle bile bağlantısını kuranlar vardır. Oysa tam tersidir. Yani KCK sistemi, tamamen demokratik toplum, demokratik siyaseti öngören ve bugün Türkiye’de olmayan demokrasiyi geliştirmek isteyen bir mantığa ve anlayışa sahiptir. KCK sistemi, bütün yetkililerin seçimle göreve geldiği ve seçimle görevden alındığı bir toplum modelidir.

Bir yandan da diyorlar ki, “PKK toprak istiyor; kendine bir iktidar alanı yaratmak istiyor.” Bunlar da doğru değildir. Bir kere “toprak istiyor” demek sömürgeci zihniyeti dışarı vurmaktır. Burada onun bunun toprağı yok, kim nerede yaşıyorsa orası, onun toprağıdır. Kürtlerin toprağı da Kürdistan’dır, bunu sen yok sayamazsın.

BİR İKTİDAR ALANI İSTEMİYORUZ, HERŞEY SEÇİMLE OLUR

Yalnız burada kimse toprak ya da iktidar alanı istemiyor. Demokratik Özerklik ya da Özerk Demokratik Toplum’da her şey seçimle olur. Diyelim, bir bölgede seçim oldu ve AKP kazandı. O zaman o bölgenin özerk yönetimi AKP olur. Biz “bir yeri bize verin; burada biz olacağız” demiyoruz. Öyle bir şey yok. PKK bu konuda kendisi için bir şey istemiyor. PKK, toplumun demokratikleşmesini, yerinde yönetim anlayışının gelişmesini, toplumun kendi kendisini yönetmesini öngören bir sistemi öneriyor, istiyor. Şimdi bu sistemin doğru tartışılması yerine tüm Kürt siyasetçilerini tutuklayarak “siz bu sisteme girmişsiniz” demektedirler. Bunun kadar saçma bir şey olamaz.

Ama Önder Apo’nun ileri sürdüğü bir sistem tabii ki vardır. Bu sistem tüm toplumu, Kürt toplumunu da Türkiye toplumunu da demokratikleştirecek bir sistemdir; doğrudan demokrasi sistemidir. Doğrudan kendi kendini yönetme, her bölgenin her yerin kendi meclisiyle kendi kendini yönetme sistemidir. Bu açıdan öyle Türk basınında birçok çevrenin belirttiği “otoriter bir sistem, iktidar alanı istiyor, vb.” şeylerin hepsi yakıştırmadır, doğru değildir.

İKTİDAR DEĞİL, ROL VE KOORDİNASYON DİYORUZ

Biz şunu söylüyoruz; merkeziyetçi devlet yaklaşımı esnetilsin, yerinde yönetim anlayışı geliştirilsin ve demokratik seçim sistemi olsun. Kim kazanırsa o orada rol ve iş koordinasyonunu üslensin (Özellikle dikkatinizi çekerim, iktidar demiyorum. Biz iktidar kavramını kullanmak istemiyoruz, onun yerine rol ve iş koordinasyonu diyoruz).

Toplumu yönlendirecek, yürütecek organların seçimi oradaki toplumun kendi iradesiyle belirleyeceği kişilerle yürütülür. Yani bir gerçeğin çok ciddi bir biçimde çarpıtılması durumu söz konusudur. Sistemin mantığı doğru okunduğunda görülecektir ki, KCK sistemi pratikleştiğinde hem Türkiye’yi hem de Kürdistan toplumunu demokratikleşmeye zorlayan bir rol ve işleve sahip olacaktır.

Şimdi diğer bir husus Başbakan, çok ısrarlı bir biçimde sürekli bir kavramı çarpıtıyor. İşte “Türk güvenlik kuvvetleri silah bırakmaz, silah onların enstrümanı gibi bir şeydir” demektedir. Peki, ben de soruyorum; kim dedi ki silah bıraksın? O çağrıları yapan çevreler diyorlar ki, “ellerini tetikten çeksin.” Yani “adam öldürmeyi durdursun” diyorlar. Başbakan niye bunu doğru ifade etmiyor ki? Kimse Türk ordusu silah bıraksın demiyor. Ben duymadım; hiçbir yazar, hiçbir çağrıcı, hiçbir çevre böyle bir çağrı yapmadı.

BAŞBAKAN BİLİNÇLİ ÇARPITIYOR

Diyorlar ki elinizi tetikten çekin, yani adam öldürmeyin. Çağrılar bu yönlüdür, Daha doğru ele alalım. İstenen şey devletin kimseyi öldürmemesidir; sorunların şiddetle değil, diyalogla çözülmesidir. Sizin gelmediğiniz şey budur; bunun için bilinçli çarpıtıyorsunuz. Çünkü demek istediğiniz şey şudur: “Devlet adam öldürme hakkına sahiptir, herkes devlete teslim olmak zorundadır.” İşte bu mantığınız bugünkü çatışmanın ana kaynağını oluşturmaktadır.

Geçmiş pratik gösterdi ki tek taraflı elini tetikten çekmek sonuç yaratmıyor, savaşı durdurmuyor. Sen durduruyorsun, karşı taraf durdurmuyor, ardından sen de kendini savunmak zorunda kalıyorsun ve çatışma yeniden başlıyor. Meselenin esası budur. Şimdi diyorlar ki, “ben devletim, o da teröristtir.” Hayır, sen devletsin bu da bir halktır. Sen bu halkı inkar etmişsin ve bu halk kendisini örgütlemiş, bin bir zorlukla büyük baskı sistemleriyle boğuşa boğuşa, Diyarbakır zindanlarından geçerek, ’90′ların o faili meçhullerinden geçerek gelen ve kendisini örgütleyen bir güce sahiptir. Yani bir öz savunması ve bir gerillası vardır. O gerilla tek taraflı silah bırakmaz. Çözüm olacaksa silahlar karşılıklı susturulur. Gerçek bu olmasına rağmen, AKP, hükümet olarak ilişkide olduğu bütün kanallara yüklenip ateşkes istemesi, tek taraflı olarak bu talebi yeniden bir biçimde gündemleştirmesinin iyi niyete yorumlanacak bir tarafı yoktur. Çünkü top bizde değil, karşı taraftadır. Buna rağmen topu bizden istemenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi de mümkün değildir.

BLAIR KARŞILIKLI ATEŞKES ÖNERİSİYLE MASAYA OTURMUŞTU

Şimdi bu konuda İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’in geçmişte Türkiye’de verdiği bir demeç vardı; onu da çok çarpıttılar. Adam diyor ki, “biz IRA’ya silah bırakma şartını dayatmadık. Biz, ben otururken senin benim bir yakınımı öldüreceğini düşünmemeliyim, yani karşılıklı ateşkes yapalım dedik ve öyle diyaloga başladık” diyor. Biz de zaten yıllardan beri bunu savunuyoruz. Türk devleti olarak sizin yapmadığınız budur. Siz hem devlet olarak görüşmeye geliyorsunuz, hem çatışma yapıyorsunuz. Hem diyorsunuz sorunu çözeceğiz, hem adam öldürüyorsunuz, insanları tutukluyorsunuz. Böyle olmaz. İngiltere ile IRA masaya nasıl oturdu? Bari ona doğru bakın. Adam Türkiye’ye geldi, röportajda konuştu, o konuşmasını bile çarpıtıyorlar.

Yani kendine göre yontmayla, çarpıtmayla olaylar olgular oturmuyor. Gerçekler ayrıdır. Gerçeklerin akış kanalları farklıdır. Sen onları durduramazsın, önüne geçemezsin. Kürt halk gerçekliği, Önderliği, Özgürlük Hareketi ve onun savunma gücü vardır. Onu yok edemezsiniz. İstediğiniz kadar savaşın, istediğiniz kadar kendinizi pazarlayın, yüksek teknoloji alın, ittifak yapın, siz bununla bu halkın öz evlatlarından oluşan Özgürlük Hareketi’ni bitiremezsiniz. Tersine Özgürlük Hareketi sizi yenmeyi başaracaktır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de gelişmesini sürdürecektir. Ancak bu düşünce sisteminde ısrar etmeniz, yani şiddette ısrar etmeniz Türkiye’yi karanlıklara sürükleyecek tehlikeli bir politika olduğunu toplum er veya geç kavrayacaktır.

Şimdi Başbakan, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” demekte. Her şeyden önce inkar ve ret bir sistemdir. Bu sistemin adı da sömürgeciliktir. Bu devam ediyor, bunun neresi aşılmıştır. Kimseyi kandıramazsınız, kendiniz dışındaki insanları aptal yerine koymayla bir yere varamazsınız. Akıllı, düşünen insanları, dünü tanıyan-geleceği kestiren insanları aptal yerine koyarsanız kendiniz aptal durumuna düşersiniz. Bunu bilmeniz gerekiyor. Nasıl inkar ve ret aşılmıştır? Çağımızda anadil eğitim hakkı bir insanlık hakkıdır. Siz 20 milyonluk bir topluma bile anadilde eğitim hakkını vermeye yanaşmıyorsunuz. Asimilasyonun aşıldığını nereden çıkarttınız? Bu halkın siyasetçilerinin özgür iradeleriyle yürümesine bile fırsat vermiyorsunuz; en sıradan insanları bile içeri attınız. Bu nasıl inkarın kalkmasıdır? Şimdi eğer bazı temelsiz laflarla milleti kandıracağınızı sanıyorsanız siz yanılırsınız.

SADECE BİZE KÜRT DEMEKLE SORUN ÇÖZÜLMEZ

Eğer inkar kalkmışsa, o zaman kalkarsın “burada bir Kürt halkı var, bu halkın da her türlü kültürel, dil hakkı, kendini yönetme hakkı vardır. Biz zorla onlara bir şey dayatmayacağız, özgür ve eşit olacağız” diyeceksin ve bu temelde sorunun çözümünü ortaya koyacaksın. Bunların hiçbiri yok, birkaç işbirlikçi Kürdü yanına almış, sonra da “benim Kürtlerim” demekte. Devlet gücünü arkasına almış, polisi arkasına almış, bununla kendi gücünü konuşturuyor, diğer tarafta da her türlü sömürgeci ayrımcılık politikalarını esas alırken “inkar kalkmıştır” diyor. Bize şunu söylüyor: “Ben size adınızı söylüyorum, Kürt diyorum, daha ne istiyorsunuz?” Sadece bize Kürt demekle bu sorun çözülmez ki!

Bu mantığın altında aslında sorunu görmeme ve tanımama vardır. Bakınız, daha 2004 yılında Başbakan Moskova’da sorulan bir soru üzerine “düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur” demişti. Bakın bugün atadığı İçişleri Bakanı da böyle söylüyor. Diyor, “gittim aradım bulamadım Kürt sorununu. Ne sağlıkta gördüm, ne eğitimde gördüm…” Sen bu kafayla ararsan 100 yıl da geçse bulamazsın. Çünkü sen yanlış yerde arıyorsun, çünkü sen görmek istemiyorsun. Madem Kürt sorunu yoksa sen niye Kürdistan’a 300 bin asker 200 bin polis koymuşsun. Sen Kürdistan’da polis terörüyle ayakta duruyorsun. Polis terörünü uygulama bakalım, orada ayakta kalabilecek misin? Siz Kürdistan’da şiddetle kalıyorsunuz. İşte sorun budur. Sorun şiddetin ortadan kalkmasıdır. Eğer ki siz ne zaman polissiz askersiz Kürdistan’da var olabildiyseniz o zaman Kürt sorunu kalmamıştır anlamına gelir. Ama siz şimdi büyük bir ordu ve büyük bir baskı gücüyle Kürtleri zorla tahakküm ve baskı altında tutuyorsunuz ve bir de diyorsunuz ki Kürt sorunu yoktur. Yani böyle çarpıtmalarla bir yere varılamaz. Bu zihniyet tehlikeli bir zihniyettir. Bu, savaş sürecinin yeniden başlatılması anlamına geliyor.

BAŞBAKAN SAMİMİYSE, KURDUĞU CÜMLEYİ ANAYASAYA EKLESİN

Zaman zaman Başbakan, bazı sözlerle çeşitli çevrelere umut veriyor ve onları beklentiye sokuyor ama bunlar hep pratikte uygulanmayan temelsiz sözler olarak kalmışlardır. Eğer Başbakan söylediği sözlerde samimiyse, kendisine ait olan “bu ülkede Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza,… yaşıyor, bunların hepsi bir zenginliktir” sözünü olduğu gibi anayasanın bir cümlesi haline getirsin. Bu çok önemli bir adım olur. Eğer siz politika yapmıyorsanız buyurun o sözleri temel bir madde haline getirelim. Ama kabul etmezler. Çünkü bu sözleri sadece birilerini kandırmak, bir gerçeğin üstünü örtmek için söylüyor. “TC vatandaşlığından kim rahatsız olabilir ki” diyor. Doğru, kimse rahatsız olmaz ama sen bir taraftan TC vatandaşı desen, diğer taraftan da her şeyi yasaklayıp, herkesin hakkı kötektir diyerek katliamlar yapsın, bütün özgür siyasetçileri içeri atsan ve her bir şeyi kendine göre ayarlasan, o zaman içi boş vatandaşlığın ne anlamı kalır? Önce ayrımcılığı terk edeceksiniz, sonra Kürt halkına karşı yapılan haksızlıkları açık bir dille ifade edecek ve Kürtler üzerindeki baskı cenderesini kaldıracaksınız. Sömürgecilik böyle aşılabilinir; polis gücüyle jandarma gücüyle değil, siyaset gücüyle sonuç alma da böyle gelişebilir.

ERDOĞAN’IN SÖYLEDİKLERİNİ ERGENEKONCULAR VE ÇİLLER DE ÇOK SÖYLÜYORDU

Bununla birlikte işte “silah bıraksınlar, o zaman olumlu gelişmeler olur” gibi sözlere karnımız toktur. Bunu ’90′larda Ergenekoncular çok söylüyordu, Çiller de çok söylüyordu. Hayır, eğer işler yoluna girecekse buyurun şimdiden bunun adımlarını atın, onun paralelinde diğer şeyleri geliştirelim. Kürt halkı, ortada bir şey yokken, yüzyılların bir birikimi olarak ulaşmış olduğu bu güçten asla vazgeçemez. Çünkü bu güç onun geleceğinin ve özgürlüğünün garantisidir. Bu nedenle özgürlük güçlerinin, özgürlük olmadan dağıtılmasını istemek, çözümden kaçmaktır. Yani bu, işi yokuşa sürme ve çözümden kaçmadır; çözüme gelmemedir. Bunun dışında başka bir şey değildir.

KCK OPERASYON PROJESİNİ CEMAAT HAZIRLADI, AKP KABUL ETTİ

* Başbakan’ın danışmanının KCK operasyonlarının PKK’yle 30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesi olduğunu söylemesi ve Başbakan’ın KCK operasyonlarını durdurmayı düşünmediklerini açıklaması, nasıl bir sürece işaret ediyor?

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Hem söz konusu zatın hem de Başbakan’ın sözlerinden, bu KCK adı altındaki siyasi soykırım operasyonlarının Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı siyasi bir karar temelinde yapılan bir saldırı olduğu açığa çıkıyor. Yani önceden bu 3-4 yıldır ifade ettikleri gibi, “hukukun işidir, yasalar çerçevesinde yapılan işlemlerdir” gibi sözlerin de hiçbir şekilde gerçeğe dayanmadığını açığa vuran sözlerdir. Hem Başbakan’ın bu üslubu ve sözleriyle, hem de söz konusu zatın bu biçimde düşünce beyan etmiş olmasıyla, bu işin hukuktan uzak, tamamen siyasal bir konu olduğunu açıkça itiraf etmiş olmaktadırlar. Belli ki Kürt halkını güçsüzleştirmek, siyasetini tasfiye etmek, aslında Kürtlerin özgür siyaset yapmasını önlemek için geliştirilmiş bir karardır. Bu bizim daha önceden dediğimiz, Gülen Cemaati’nin bir takım mensuplarının hazırladığı Erdoğan’ın da kabul edip uygulamakta olduğu ortak bir projeleridir. Bu, Kürt halkını güçsüzleştirme, bağımsız siyasetini tasfiye etme, soykırıma tabi tutup sömürgeci egemenliği hakim kılma projesidir, başka bir şey değildir.

Ayrıca “30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesidir” demekle Kürt halkına karşı başlatılan siyasi soykırımın geniş kapsamını aslında ifade ediyorlar. Yani bir yerde özgür-bağımsız Kürt siyasetine karşı, onları toplama kamplarına toplayıp rehin almak, Önder Apo’ya yönelik ağır bir tecrit uygulamak, gerillayı da uluslararası güçlerin desteğindeki saldırılarla tasfiye edip sonuç almak. Bütün bunlar çok açık bir biçimde savaş stratejilerinin esasını ifade eden durumlardır.

O zaman şunu sorarım: Peki, geçmişte niye bu diyalogları yaptınız? O zaman niye Kürt sorununun çözümünden bahsediyorsunuz? Çok iyi anlaşılıyor ki o “demokratik açılım” dedikleri şey, aslında kapsamlı bir planın perdelenmesi için ortaya atılmış bir söylemdir.

ÇÖZÜM PROJELERİ VARSA BUYURSUNLAR

Gerçek anlamda Kürt sorununun çözümüne dönük herhangi bir projeleri yoktur. Eğer varsa buyursunlar, açıklasınlar. Biz defalarca “projeleri nedir, açıklasınlar” demişizdir. Açıkladılar mı? Hayır, çünkü bir çözüm projesi yoktur, tasfiye projesi vardır. Yani yeni iktidara gelmiş güçler olarak Cemaat ile AKP, işte Kürtlere karşı önceden yürütülen mücadeleyi yetersiz görüp, “Kemalistler tüm Kürtleri hedefledi, din unsurunu kullanmadı, biz şimdi dini duyguları da kullanarak…” diyerek -ki Fethullah Gülen “din tutkal gibidir, onları tutar; onlar cahildir, dini bilmiyorlar, Hz. Muhammed’i tanımıyorlar; bunları anlatır, kavratırsak onları böyle tutarız” diyor- sözüm ona önceki Ergenekon’u eleştirerek, bazı Kürtleri yanına çekip, direnen Kürtleri hedefleyerek sonuç almayı öngören bir konsept oluşturuyorlar. Diğerinden farkı bu oluyor. Aslında diğeri de daha önce korucuları ve kendilerine yakın olan diğer kesimleri hedeflemiyordu ama siz Kürtsünüz de demiyorlardı. Önceden birtakım işbirlikçi aşiret reisleri, TV programlarına katılarak Türkçe bilmemelerine rağmen nasıl Türk olduklarını izah etmeye çalışıyorlardı. Şimdi o aşıldı, ona gerek yok ben Kürdüm diyor ama işbirlikçi-hain bir Kürt olarak Özgürlük Mücadelesi’ne karşı dikilen bir Kürt olmaktadır.

“TÜRKLÜĞE KÜRT OLARAK TABİ OLACAKSIN” DAYATMASI

“Sen Kürtsün ama irade olmayacaksın, sen Türklüğe Kürt olarak tabi olacaksın (Türk olarak değil), Kürt olarak sen bana tabi olacaksın” söylemi vardır. Fark budur: Ergenekon’un uyguladığı, Kürt halkını nefessiz bırakma, tüm özgürlük emarelerini yok etme konseptinden bu yeni Yeşil Ergenekon konseptinin farkı bir takım Kürtlere din kardeşi söylemiyle veya maddi çıkarlar sağlayarak, Kürtleri birbiriyle çatıştırarak sonuç almak isteyen bir konsepttir. İkisinin arasındaki fark budur. Ve bunu 30 yıllık mücadelenin en kapsamlı hamlesi olarak adlandırıyorlar. Olabilir. Biz buna şaşırmadık. Zaten bunu biliyorduk. Bunların bu biçimdeki itirafları bizim önceden söylediklerimizi doğrulamaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu (TMK), aslında bir olağanüstü hal yasasıdır. Hatta ondan da öte bir sıkıyönetim yasasıdır. Bugün Kürdistan’da uygulanan bir örfi-idare yönetimidir. TMK adı altındaki maddelerin uygulanması, aslında sıkıyönetim süreçlerinde bile olmayan bir dönemi başlatmıştır. Hemen hemen herkesi KCK sayma yetkisine sahip uygulayıcılar vardır. Aynı şekilde Özel Yetkili Savcılar ve Özel Yetkili Mahkemeler, eskinin DGM’leri konumundadır. İsim değiştirerek, normal olmayan bir idari sistemi normalmiş gibi göstererek kamuoyunu yanıltma girişimiyle Kürt halkına karşı devlet terörünü meşru gösterme tutumu vardır.

LEGAL FAALİYETİ TERÖRİZMLE SUÇLAMAK TERÖRÜN KENDİSİDİR

Hiçbir illegal faaliyete bulaşmamış, hiç yasal sınırların dışına çıkmamış bir insanı terörizmle suçlamanın kendisi bir terördür. Böyle sonuç almayı öngören bir konsepti hayata geçirmek istiyorlar. Aslında bu, geçmişte mazlum bir insan pozisyonunda olan kişilerin o mazlumiyetin altında ne kadar zalim bir gerçeği temsil ettiklerini açığa vuran bir durumdur. Çünkü geçmişte bu kesimler de bir şekilde devletin bazı uygulamalarına maruz kaldılar. Ama şimdi kendileri hükümet ve devlet oldular; aslında en zalim ve en gaddar bir zihniyete sahip olduklarını gün gün ortaya koyuyorlar.

Psikolojik savaşın geliştirilmesinden her türlü katletme araçlarının satın alınması için yoğun çabaların sergilenmesine kadar bu kesimlerin yürüttükleri bu savaş Kürt halkını katletme savaşıdır. Kürt halkına karşı her türlü yalan-dolanla karalama faaliyeti yürütme, bir yalan kuluçkası gibi çalışan bir takım TV kanalları, gazeteleri yaygın bir tarzda kullanarak ve bu biçimde kendi gerçeğini örtmeye dönük bir çabanın eşliğinde Kürdistan’da katliamlarla sonuç almak isteyen bir sömürgeci zihniyet söz konusudur.

YEŞİL ERGENEKON BELGELERİ İÇİN BAŞVURAN GAZETECİLER OLDU

* Geçen hafta Yeşil Ergenekon ve Gülen Cemaati’yle ilgili elinizde önemli belgeler olduğunu, cesaretli adımlar atan gazeteciler olursa, noktasına bile karışmadan yayınlayacaklarını kamuoyuna beyan ettikleri takdirde kendileriyle paylaşabileceğinizi belirtmiştiniz. Bu konuda başvuru yapan gazeteciler oldu mu?

Evet. Bazı gazeteciler başvurdu; onları değerlendiriyoruz. Yalnız başvuranların aslında kendi köşelerinde, kamuoyu önünde açık söz vermeleri gerekiyor. Bizim vereceğimiz belgeleri harfiyen yayınlayacaklarına dair açık belirlemelerde bulunmaları daha iyi olur. Fakat biz gelen talepleri de değerlendireceğiz. Bu konuda öyle çok acele etmeye de gerek yok. Bakalım, süreci izliyoruz ama belirttiğimiz belgelerin uygun bir biçimde basına yansıtılması öngörülecektir. Gerçekten Türkiye toplumuna doğru ve eksiksiz yansıtan basın kurumuna verebiliriz.

Deniz Kendal-ANF

16 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

KCK OPERASYON PROJESİNİ CEMAAT HAZIRLADI

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Başbakan Erdoğan, danışmanı ve İçişleri Bakanı’nın yaptığı açıklamalara yanıt verdi. Karayılan, Öcalan’a tecride yasal kılıf arayışının “çok tehlikeli” olduğunu belirtirken, “İstediğiniz kadar savaşın, istediğiniz kadar kendinizi pazarlayın, yüksek teknoloji alın, ittifak yapın Özgürlük Hareketi’ni bitiremezsiniz” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, ANF’ye verdiği mülakatta, Erdoğan’ın “paralel devlet”, “silah bırakılırsa iyi şeyler olacak”, “KCK operasyonları sürecek” şeklindeki açıklamaları ile danışmanının Öcalan’a tecride ilişkin yeni düzenlemeler olacağı yönündeki ifadeleri ile “sorunu hiçbir yerde bulamayan” İçişleri Bakanı’nın açıklamalarını değerlendirdi. Karayılan, KCK’nin ne olduğunu ve nasıl çarpıtıldığını da anlatırken, ellerindeki Yeşil Ergenekon belgelerine ilişkin de yeni bilgiler verdi.

TECRİDE YASAL KILIF ARIYORLAR

* Kimi Hükümet yetkilileri ve Başbakan’ın danışmanı Yalçın Akdoğan’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ın durumuna ilişkin değerlendirmeleri, aylardır avukatları ile görüştürülmeyen Öcalan’a tecridin yasal kılıfa büründürüleceği şeklinde yorumlandı. Siz bu konuyu nasıl ele alıyorsunuz?

- Evet, bir Çarşamba günü daha geçti ve görüşme gerçekleşmedi. Öncelikle bu politikayı şiddetle kınıyorum. AKP hükümetinin zihniyetini ve politikasını yansıtan bu yeni açıklama ise, aslında bir savaş kararının yansımasıdır. Hem de bu savaş kararı Özgürlük Hareketi ile sonuna kadar savaşma anlamına gelmektedir. Kürt halkı ve hareketimiz şimdiye kadar binlerce defa, “Önder Apo’ya yaklaşım, bize yaklaşımdır, irademize yaklaşımdır” demiştir. Buna rağmen, AKP hükümetinin bu yönlü düşünüyor olması, sonuna kadar savaşta karar kılacağı mesajı olmaktadır. Şimdiye kadar zaten üç buçuk aydır devlet ve hükümet olarak utanmadan yalan söyleyip kendi yasalarını ve hukuklarını bile çiğneyerek Önderliğimiz üzerinde ağır bir tecrit uygulamaktadırlar. Fakat şimdi buna yasal bir kılıf bulma çabalarının olduğu görülüyor. Aslında bu, yani oradaki tecridin daimileştirilmesi, dolayısıyla savaşın artık stratejik bir düzeyde kararlaştırılması anlamına gelmektedir.

BU SORUN ÇÖZÜLECEKSE İSYANIN ÖNDERİYLE DİYALOGLA ÇÖZÜLECEKTİR

Şimdi Kürt halkı, devletin de ifade ettiği biçimiyle 29. isyanını geliştirmiştir. Çağdaş bir bakış açısı ve siyaset anlayışıyla özgürlük mücadelesi bir tür isyan gibi gelişmiştir. TC devletinin bu isyan hareketini yenmek ve tasfiye etmek için şimdiye kadar yapmadığı bir şey kalmadı. Her türlü uygulama yapıldı, “rutin dışı işler” denilerek 17 bin faili meçhul cinayetle birlikte çok büyük askeri seferler ve hamleler geliştirildi. Bununla birlikte uluslararası güçlere Türkiye’yi peşkeş çekme karşılığında uluslararası güçlerin her türlü desteğini aldı. Uluslararası bir komplo ile Önderliğimizi esir aldılar. Yani bu hareketi tasfiye etmek için çalmadık kapı bırakmadılar. Ama sonuç olarak bu Kürt isyanı bastırılamadı; giderek büyüdü, siyasallaştı, toplumsallaştı. Artık bir gerçek var; eğer bu sorun çözülecekse ancak isyanın Önderliğiyle görüşülerek diyalog içinde çözülebilecektir. Şimdi bu çağdaş isyanın Önderliği olarak Önder Apo’yu ilelebet tecrit altında tutacak uygulamayı yapan devlet, “ben bu kapıları kapatıyorum, sizinle sonuna kadar savaşacağım” demiş olacaktır. Yani o başdanışmanın konuşmalarını böyle anlamak lazım.

ÖCALAN DIŞINDA HİÇ KİMSE KÜRDİSTAN ADINA DİYALOG GELİŞTİRMEYECEKTİR

Şunu kesinlikle belirteyim: Önder Apo dışında Kürdistan adına hiçbir kurum veya hiçbir teşkilat diyalog adı altında bir ilişkiye girmeyecektir. Bu sorunun tıkanması İmralı’da gerçekleşmiştir. Devlet heyeti, Temmuz ayının ortalarında verilen randevu temelinde İmralı’ya gidecekti; ancak gitmedi, vazgeçti, bıraktı ve dolayısıyla ipler orada koptu. Tekrar düzelecekse de orada düzelir, başka bir yerde düzelemez. Dolayısıyla oraya yaklaşım, sorunun çözüm biçimine de yaklaşım anlamına gelmektedir.

O DANIŞMANIN SÖYLEDİĞİ ŞEYLER ÇOK TEHLİKELİDİR

Ama bakıyoruz ki, AKP hükümeti ve Gülen Cemaati ideolojik yaklaşım içerisindedir. Önderlik çizgisini hedefleyen ve bitirmeyi öngören bir program temelinde uygulamalar yapılmaktadır. Aslında KCK adı altında yürütülen operasyonların diğer bir anlamı da Önderliğin ileri sürdüğü sistemi felç etme ve tasfiye etmedir. Önderliğe karşı bir savaş içindedirler. Mesela en son Akademilere yönelim de o anlama gelmektedir. Sözüm ona Önderlik sistemini Kürt halkı içerisinde tasfiye ederek Kürt halkını teslim alacaklarını düşünüyorlar. Neden? Çünkü onlar Önderlik düşüncesi ve sisteminin aslında Kürt halkını irade ve güç haline getirdiğini biliyorlar. Onun için o sisteme, o ideolojik yapıya yönelerek Kürt halkını yeniden kölelik statüsüne çekmek, bu statüyü bu topluma kabul ettirmek istiyorlar. Onlara göre eğer akademiler olmazsa, insanlar bilinçsiz kalır, dolayısıyla kandırılabilinir veya teslim alınabilir. Örgütsüz ve sistemsiz olursa bu halkı istedikleri gibi yönlendirebilir, idare edebilirler. Eğer bugün idare edilemez duruma gelmişse bunun altında Önderliğin düşünce biçimini ve Önderlik sistemini görüyorlar. Onun için çok planlı ve bilinçli bir yönelim içerisinde olduğunu görüyoruz ve son yapılan açıklamalarla da bu işi öyle sıradan değil, daha köklü ele alıp aslında Kürt halkının geleceğini tümüyle gömmeye dönük bir konsepte sahip olduklarını anlamış oluyoruz. O açıdan o danışmanın belirttiği hususlar her şeyden önce Türkiye açısından çok tehlikeli şeylerdir. Çok tehlikelidir, savaşın on yıllar boyu sürmesi anlamına gelmektedir. O kişi, tıpkı Filistin-İsrail sorunu gibi on yıllarca sürebilecek bir savaşa yol açacak tehlikeli bir politik zihniyeti ifade etmiş oluyor. Bu konuda özet olarak söyleyeceğim budur.

KCK BİR DEVLET SİSTEMİ DEĞİLDİR

*Başbakan Erdoğan, KCK’ye ilişkin “paralel devlete müsaade etmeyeceklerini” söylerken, “devlet silah bırakmaz ama onlar silah bırakırsa olumlu gelişmeler olur”, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” gibi açıklamalarda bulundu. Ayrıca, Türk basınında da KCK sistemi sürekli anti-demokratik, otoriter bir sistem gibi sunuluyor. KCK nedir ve Başbakan’ın açıklamaları ile KCK’ye yönelik suçlamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Belli ki Başbakan’ın danışman çevresi Başbakan’a KCK’yi izah etmeye çalışmış ama yanlış bir izahın yapılmış olduğu da açık ortada. Veya kendisi bunu bilmesine rağmen, bilerek çarpıtıyor da olabilir. Şimdi her şeyden önce KCK sistemi, bir devlet sistemi değildir; A devlet sistemidir. Yani demokratik toplumun devlet olmayan, kendi kendini yönetmeyi öngören bir sistemdir. Daha çok sivil toplumcu bir anlayışı esas alan, devletleşmeyi hedeflemeyen, demokratik toplum olmayı öngören bir zihniyetten ileri gelmektedir. Şimdi biz şunu düşünüyoruz: Doğal insan, devlet olmadan önce daha özgür ve daha insani duygulara sahip bir insandı. Yani bunu neolitik toplum dönemine dayandırarak izah eden ve bundan hareketle toplumlar üzerinde egemen sınıfların bir baskı ve tahakküm gücü olarak ortaya çıkan devlet, insanlar arasında sürekli ayrımcılığı, tahakkümü, baskıyı ve şiddeti geliştiren bir kurum olmuştur. Eğer insanlık bugün gerçek anlamda özgür ve eşit olmak istiyorsa, yine gerçek anlamda demokratik bir toplum olmak istiyorsa önce devleti aşmalıdır. Bugünkü dünya gerçeğinde devlet sistemi egemen bir sistemdir. O vakit, devlet olmayan sistem arayışı temelinde toplumlar kendini özgürleştirebilir. Ancak mevcut durumda devletler de bir gerçektir. Dolayısıyla devlet artı demokrasi formülü en geçerli formüldür demekteyiz.

BİZ SİVİL DEMOKRATİK TOPLUM ÇİZGİSİNİ ESAS ALIYORUZ

Yani biz PKK hareketi olarak devlet ve iktidarı öngörmeyen sivil-demokratik toplum çizgisini esas alıyoruz. Bizim görüşümüze göre ne kadar çok devlet, o kadar az demokrasi; ne kadar çok demokrasi, o kadar az devlet olur. Bu açıdan KCK sistemini, devlet içinde bir devlet olarak görmek doğru değildir; bu yanlıştır. Devletin kendisini kabulü, kendisinin de devleti kabulü temelinde, daha çok sivil toplumcu bir sistem diyebileceğimiz demokratik bir toplum sistemidir.

KCK için daha önce, “PKK’nin şehir yapılanmasıdır” dediler. Şimdi de, “yok efendim şehir yapılanması değil, devlet içinde devlet sistemidir” diyorlar. Yani bir yanlıştan diğer yanlışa gitme durumu vardır. Bu konunun esasını kavrama ve doğru yaklaşım sergileme yoktur. Diğer bir husus da katı-ulus devlet modeli esnetilmeden, demokrasi gelişemeyeceği açıktır. Her şeyden önce Türkiye’de demokratik sistemin gelişmesi için bu katı-ulus devlet modelinin esnetilmesi gereklidir. Çağımızda ulus-devlet modelinin giderek aşıldığı görülmektedir. Aslında aşılması gereken bir yapılanmadır ancak bunun için toplumun ikna olması gerekmektedir. Ama en azından demokratikleşmenin önünü açmak için bunu esneten, toplumların nefes almasına, kendi kendilerini yönetecek bir düzeye gelmesine imkan veren bir esnekliğe sahip olması gerekmektedir. Bu konuda çok katı, ulus-devlet anlayışının tek elden merkeziyetçi bir biçimde tahakküm olduğu bir ülkede sen demokrasiden bahsedemezsin.

İşte KCK’nin zorladığı şey de budur; toplumu demokratikleştirme, devlete demokratikleştirmeyi dayatmadır. KCK, Türkiye’yi demokratikleştirecek bir sistemdir ama bu KCK henüz uygulanmış değildir; yani o sözü edilen KCK’li adı altında yakalanan insanlar KCK’li filan değildir. Fakat KCK, demokratik toplum ve demokratik siyaseti esas alan bir zihniyetin sistemidir. İktidarcı ve tahakkümcü olmayan, doğrudan demokrasiyi esas alan en küçük yerleşim biriminden hareketle insanların kendi kendine yeterli olmayı öngörmektedir. Bunun için de elbet katı ulus-devlet yapılanmasının esnemesi gerekmektedir. Türkiye’de bugün anayasa tartışmaları gündemdedir. Eğer gerçekten demokratik bir Türkiye, demokratik bir toplum öngörülecekse demokrasinin yolu buradan geçmektedir. Katı ulus-devlet anlayışıyla her şeyin merkezden zapturapt altına alındığı bir yerde demokratik bir toplumdan bahsedilebilir mi? KCK bunu öngören bir demokratik toplum sistemi, daha çok sivil toplum sistemi diyebileceğimiz, iktidarcı ve devletçi olmayan, A devlet olan bir sivil toplum modelidir. Şiddetten, baskıdan, otoriteden uzak, toplumun kendi kendini yönettiği bir sistemdir.

KCK TÜM YETKİLİLERİN SEÇİMLE GELDİĞİ BİR TOPLUM MODELİDİR

Türk basın yayın çevrelerinde herkes kendine göre yorumlayarak yakıştırmalarda bulunmaktadır. Otoriter, totaliter, Stalincilikle bile bağlantısını kuranlar vardır. Oysa tam tersidir. Yani KCK sistemi, tamamen demokratik toplum, demokratik siyaseti öngören ve bugün Türkiye’de olmayan demokrasiyi geliştirmek isteyen bir mantığa ve anlayışa sahiptir. KCK sistemi, bütün yetkililerin seçimle göreve geldiği ve seçimle görevden alındığı bir toplum modelidir.

Bir yandan da diyorlar ki, “PKK toprak istiyor; kendine bir iktidar alanı yaratmak istiyor.” Bunlar da doğru değildir. Bir kere “toprak istiyor” demek sömürgeci zihniyeti dışarı vurmaktır. Burada onun bunun toprağı yok, kim nerede yaşıyorsa orası, onun toprağıdır. Kürtlerin toprağı da Kürdistan’dır, bunu sen yok sayamazsın.

BİR İKTİDAR ALANI İSTEMİYORUZ, HERŞEY SEÇİMLE OLUR

Yalnız burada kimse toprak ya da iktidar alanı istemiyor. Demokratik Özerklik ya da Özerk Demokratik Toplum’da her şey seçimle olur. Diyelim, bir bölgede seçim oldu ve AKP kazandı. O zaman o bölgenin özerk yönetimi AKP olur. Biz “bir yeri bize verin; burada biz olacağız” demiyoruz. Öyle bir şey yok. PKK bu konuda kendisi için bir şey istemiyor. PKK, toplumun demokratikleşmesini, yerinde yönetim anlayışının gelişmesini, toplumun kendi kendisini yönetmesini öngören bir sistemi öneriyor, istiyor. Şimdi bu sistemin doğru tartışılması yerine tüm Kürt siyasetçilerini tutuklayarak “siz bu sisteme girmişsiniz” demektedirler. Bunun kadar saçma bir şey olamaz.

Ama Önder Apo’nun ileri sürdüğü bir sistem tabii ki vardır. Bu sistem tüm toplumu, Kürt toplumunu da Türkiye toplumunu da demokratikleştirecek bir sistemdir; doğrudan demokrasi sistemidir. Doğrudan kendi kendini yönetme, her bölgenin her yerin kendi meclisiyle kendi kendini yönetme sistemidir. Bu açıdan öyle Türk basınında birçok çevrenin belirttiği “otoriter bir sistem, iktidar alanı istiyor, vb.” şeylerin hepsi yakıştırmadır, doğru değildir.

İKTİDAR DEĞİL, ROL VE KOORDİNASYON DİYORUZ

Biz şunu söylüyoruz; merkeziyetçi devlet yaklaşımı esnetilsin, yerinde yönetim anlayışı geliştirilsin ve demokratik seçim sistemi olsun. Kim kazanırsa o orada rol ve iş koordinasyonunu üslensin (Özellikle dikkatinizi çekerim, iktidar demiyorum. Biz iktidar kavramını kullanmak istemiyoruz, onun yerine rol ve iş koordinasyonu diyoruz).

Toplumu yönlendirecek, yürütecek organların seçimi oradaki toplumun kendi iradesiyle belirleyeceği kişilerle yürütülür. Yani bir gerçeğin çok ciddi bir biçimde çarpıtılması durumu söz konusudur. Sistemin mantığı doğru okunduğunda görülecektir ki, KCK sistemi pratikleştiğinde hem Türkiye’yi hem de Kürdistan toplumunu demokratikleşmeye zorlayan bir rol ve işleve sahip olacaktır.

Şimdi diğer bir husus Başbakan, çok ısrarlı bir biçimde sürekli bir kavramı çarpıtıyor. İşte “Türk güvenlik kuvvetleri silah bırakmaz, silah onların enstrümanı gibi bir şeydir” demektedir. Peki, ben de soruyorum; kim dedi ki silah bıraksın? O çağrıları yapan çevreler diyorlar ki, “ellerini tetikten çeksin.” Yani “adam öldürmeyi durdursun” diyorlar. Başbakan niye bunu doğru ifade etmiyor ki? Kimse Türk ordusu silah bıraksın demiyor. Ben duymadım; hiçbir yazar, hiçbir çağrıcı, hiçbir çevre böyle bir çağrı yapmadı.

BAŞBAKAN BİLİNÇLİ ÇARPITIYOR

Diyorlar ki elinizi tetikten çekin, yani adam öldürmeyin. Çağrılar bu yönlüdür, Daha doğru ele alalım. İstenen şey devletin kimseyi öldürmemesidir; sorunların şiddetle değil, diyalogla çözülmesidir. Sizin gelmediğiniz şey budur; bunun için bilinçli çarpıtıyorsunuz. Çünkü demek istediğiniz şey şudur: “Devlet adam öldürme hakkına sahiptir, herkes devlete teslim olmak zorundadır.” İşte bu mantığınız bugünkü çatışmanın ana kaynağını oluşturmaktadır.

Geçmiş pratik gösterdi ki tek taraflı elini tetikten çekmek sonuç yaratmıyor, savaşı durdurmuyor. Sen durduruyorsun, karşı taraf durdurmuyor, ardından sen de kendini savunmak zorunda kalıyorsun ve çatışma yeniden başlıyor. Meselenin esası budur. Şimdi diyorlar ki, “ben devletim, o da teröristtir.” Hayır, sen devletsin bu da bir halktır. Sen bu halkı inkar etmişsin ve bu halk kendisini örgütlemiş, bin bir zorlukla büyük baskı sistemleriyle boğuşa boğuşa, Diyarbakır zindanlarından geçerek, ’90′ların o faili meçhullerinden geçerek gelen ve kendisini örgütleyen bir güce sahiptir. Yani bir öz savunması ve bir gerillası vardır. O gerilla tek taraflı silah bırakmaz. Çözüm olacaksa silahlar karşılıklı susturulur. Gerçek bu olmasına rağmen, AKP, hükümet olarak ilişkide olduğu bütün kanallara yüklenip ateşkes istemesi, tek taraflı olarak bu talebi yeniden bir biçimde gündemleştirmesinin iyi niyete yorumlanacak bir tarafı yoktur. Çünkü top bizde değil, karşı taraftadır. Buna rağmen topu bizden istemenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi de mümkün değildir.

BLAIR KARŞILIKLI ATEŞKES ÖNERİSİYLE MASAYA OTURMUŞTU

Şimdi bu konuda İngiltere Eski Başbakanı Tony Blair’in geçmişte Türkiye’de verdiği bir demeç vardı; onu da çok çarpıttılar. Adam diyor ki, “biz IRA’ya silah bırakma şartını dayatmadık. Biz, ben otururken senin benim bir yakınımı öldüreceğini düşünmemeliyim, yani karşılıklı ateşkes yapalım dedik ve öyle diyaloga başladık” diyor. Biz de zaten yıllardan beri bunu savunuyoruz. Türk devleti olarak sizin yapmadığınız budur. Siz hem devlet olarak görüşmeye geliyorsunuz, hem çatışma yapıyorsunuz. Hem diyorsunuz sorunu çözeceğiz, hem adam öldürüyorsunuz, insanları tutukluyorsunuz. Böyle olmaz. İngiltere ile IRA masaya nasıl oturdu? Bari ona doğru bakın. Adam Türkiye’ye geldi, röportajda konuştu, o konuşmasını bile çarpıtıyorlar.

Yani kendine göre yontmayla, çarpıtmayla olaylar olgular oturmuyor. Gerçekler ayrıdır. Gerçeklerin akış kanalları farklıdır. Sen onları durduramazsın, önüne geçemezsin. Kürt halk gerçekliği, Önderliği, Özgürlük Hareketi ve onun savunma gücü vardır. Onu yok edemezsiniz. İstediğiniz kadar savaşın, istediğiniz kadar kendinizi pazarlayın, yüksek teknoloji alın, ittifak yapın, siz bununla bu halkın öz evlatlarından oluşan Özgürlük Hareketi’ni bitiremezsiniz. Tersine Özgürlük Hareketi sizi yenmeyi başaracaktır. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan böyle de gelişmesini sürdürecektir. Ancak bu düşünce sisteminde ısrar etmeniz, yani şiddette ısrar etmeniz Türkiye’yi karanlıklara sürükleyecek tehlikeli bir politika olduğunu toplum er veya geç kavrayacaktır.

Şimdi Başbakan, “inkar ve ret ortadan kalkmıştır” demekte. Her şeyden önce inkar ve ret bir sistemdir. Bu sistemin adı da sömürgeciliktir. Bu devam ediyor, bunun neresi aşılmıştır. Kimseyi kandıramazsınız, kendiniz dışındaki insanları aptal yerine koymayla bir yere varamazsınız. Akıllı, düşünen insanları, dünü tanıyan-geleceği kestiren insanları aptal yerine koyarsanız kendiniz aptal durumuna düşersiniz. Bunu bilmeniz gerekiyor. Nasıl inkar ve ret aşılmıştır? Çağımızda anadil eğitim hakkı bir insanlık hakkıdır. Siz 20 milyonluk bir topluma bile anadilde eğitim hakkını vermeye yanaşmıyorsunuz. Asimilasyonun aşıldığını nereden çıkarttınız? Bu halkın siyasetçilerinin özgür iradeleriyle yürümesine bile fırsat vermiyorsunuz; en sıradan insanları bile içeri attınız. Bu nasıl inkarın kalkmasıdır? Şimdi eğer bazı temelsiz laflarla milleti kandıracağınızı sanıyorsanız siz yanılırsınız.

SADECE BİZE KÜRT DEMEKLE SORUN ÇÖZÜLMEZ

Eğer inkar kalkmışsa, o zaman kalkarsın “burada bir Kürt halkı var, bu halkın da her türlü kültürel, dil hakkı, kendini yönetme hakkı vardır. Biz zorla onlara bir şey dayatmayacağız, özgür ve eşit olacağız” diyeceksin ve bu temelde sorunun çözümünü ortaya koyacaksın. Bunların hiçbiri yok, birkaç işbirlikçi Kürdü yanına almış, sonra da “benim Kürtlerim” demekte. Devlet gücünü arkasına almış, polisi arkasına almış, bununla kendi gücünü konuşturuyor, diğer tarafta da her türlü sömürgeci ayrımcılık politikalarını esas alırken “inkar kalkmıştır” diyor. Bize şunu söylüyor: “Ben size adınızı söylüyorum, Kürt diyorum, daha ne istiyorsunuz?” Sadece bize Kürt demekle bu sorun çözülmez ki!

Bu mantığın altında aslında sorunu görmeme ve tanımama vardır. Bakınız, daha 2004 yılında Başbakan Moskova’da sorulan bir soru üzerine “düşünmezseniz Kürt sorunu yoktur” demişti. Bakın bugün atadığı İçişleri Bakanı da böyle söylüyor. Diyor, “gittim aradım bulamadım Kürt sorununu. Ne sağlıkta gördüm, ne eğitimde gördüm…” Sen bu kafayla ararsan 100 yıl da geçse bulamazsın. Çünkü sen yanlış yerde arıyorsun, çünkü sen görmek istemiyorsun. Madem Kürt sorunu yoksa sen niye Kürdistan’a 300 bin asker 200 bin polis koymuşsun. Sen Kürdistan’da polis terörüyle ayakta duruyorsun. Polis terörünü uygulama bakalım, orada ayakta kalabilecek misin? Siz Kürdistan’da şiddetle kalıyorsunuz. İşte sorun budur. Sorun şiddetin ortadan kalkmasıdır. Eğer ki siz ne zaman polissiz askersiz Kürdistan’da var olabildiyseniz o zaman Kürt sorunu kalmamıştır anlamına gelir. Ama siz şimdi büyük bir ordu ve büyük bir baskı gücüyle Kürtleri zorla tahakküm ve baskı altında tutuyorsunuz ve bir de diyorsunuz ki Kürt sorunu yoktur. Yani böyle çarpıtmalarla bir yere varılamaz. Bu zihniyet tehlikeli bir zihniyettir. Bu, savaş sürecinin yeniden başlatılması anlamına geliyor.

BAŞBAKAN SAMİMİYSE, KURDUĞU CÜMLEYİ ANAYASAYA EKLESİN

Zaman zaman Başbakan, bazı sözlerle çeşitli çevrelere umut veriyor ve onları beklentiye sokuyor ama bunlar hep pratikte uygulanmayan temelsiz sözler olarak kalmışlardır. Eğer Başbakan söylediği sözlerde samimiyse, kendisine ait olan “bu ülkede Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Abaza,… yaşıyor, bunların hepsi bir zenginliktir” sözünü olduğu gibi anayasanın bir cümlesi haline getirsin. Bu çok önemli bir adım olur. Eğer siz politika yapmıyorsanız buyurun o sözleri temel bir madde haline getirelim. Ama kabul etmezler. Çünkü bu sözleri sadece birilerini kandırmak, bir gerçeğin üstünü örtmek için söylüyor. “TC vatandaşlığından kim rahatsız olabilir ki” diyor. Doğru, kimse rahatsız olmaz ama sen bir taraftan TC vatandaşı desen, diğer taraftan da her şeyi yasaklayıp, herkesin hakkı kötektir diyerek katliamlar yapsın, bütün özgür siyasetçileri içeri atsan ve her bir şeyi kendine göre ayarlasan, o zaman içi boş vatandaşlığın ne anlamı kalır? Önce ayrımcılığı terk edeceksiniz, sonra Kürt halkına karşı yapılan haksızlıkları açık bir dille ifade edecek ve Kürtler üzerindeki baskı cenderesini kaldıracaksınız. Sömürgecilik böyle aşılabilinir; polis gücüyle jandarma gücüyle değil, siyaset gücüyle sonuç alma da böyle gelişebilir.

ERDOĞAN’IN SÖYLEDİKLERİNİ ERGENEKONCULAR VE ÇİLLER DE ÇOK SÖYLÜYORDU

Bununla birlikte işte “silah bıraksınlar, o zaman olumlu gelişmeler olur” gibi sözlere karnımız toktur. Bunu ’90′larda Ergenekoncular çok söylüyordu, Çiller de çok söylüyordu. Hayır, eğer işler yoluna girecekse buyurun şimdiden bunun adımlarını atın, onun paralelinde diğer şeyleri geliştirelim. Kürt halkı, ortada bir şey yokken, yüzyılların bir birikimi olarak ulaşmış olduğu bu güçten asla vazgeçemez. Çünkü bu güç onun geleceğinin ve özgürlüğünün garantisidir. Bu nedenle özgürlük güçlerinin, özgürlük olmadan dağıtılmasını istemek, çözümden kaçmaktır. Yani bu, işi yokuşa sürme ve çözümden kaçmadır; çözüme gelmemedir. Bunun dışında başka bir şey değildir.

KCK OPERASYON PROJESİNİ CEMAAT HAZIRLADI, AKP KABUL ETTİ

* Başbakan’ın danışmanının KCK operasyonlarının PKK’yle 30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesi olduğunu söylemesi ve Başbakan’ın KCK operasyonlarını durdurmayı düşünmediklerini açıklaması, nasıl bir sürece işaret ediyor?

Öncelikle şunu vurgulamak istiyorum: Hem söz konusu zatın hem de Başbakan’ın sözlerinden, bu KCK adı altındaki siyasi soykırım operasyonlarının Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı siyasi bir karar temelinde yapılan bir saldırı olduğu açığa çıkıyor. Yani önceden bu 3-4 yıldır ifade ettikleri gibi, “hukukun işidir, yasalar çerçevesinde yapılan işlemlerdir” gibi sözlerin de hiçbir şekilde gerçeğe dayanmadığını açığa vuran sözlerdir. Hem Başbakan’ın bu üslubu ve sözleriyle, hem de söz konusu zatın bu biçimde düşünce beyan etmiş olmasıyla, bu işin hukuktan uzak, tamamen siyasal bir konu olduğunu açıkça itiraf etmiş olmaktadırlar. Belli ki Kürt halkını güçsüzleştirmek, siyasetini tasfiye etmek, aslında Kürtlerin özgür siyaset yapmasını önlemek için geliştirilmiş bir karardır. Bu bizim daha önceden dediğimiz, Gülen Cemaati’nin bir takım mensuplarının hazırladığı Erdoğan’ın da kabul edip uygulamakta olduğu ortak bir projeleridir. Bu, Kürt halkını güçsüzleştirme, bağımsız siyasetini tasfiye etme, soykırıma tabi tutup sömürgeci egemenliği hakim kılma projesidir, başka bir şey değildir.

Ayrıca “30 yıllık mücadelenin en önemli hamlesidir” demekle Kürt halkına karşı başlatılan siyasi soykırımın geniş kapsamını aslında ifade ediyorlar. Yani bir yerde özgür-bağımsız Kürt siyasetine karşı, onları toplama kamplarına toplayıp rehin almak, Önder Apo’ya yönelik ağır bir tecrit uygulamak, gerillayı da uluslararası güçlerin desteğindeki saldırılarla tasfiye edip sonuç almak. Bütün bunlar çok açık bir biçimde savaş stratejilerinin esasını ifade eden durumlardır.

O zaman şunu sorarım: Peki, geçmişte niye bu diyalogları yaptınız? O zaman niye Kürt sorununun çözümünden bahsediyorsunuz? Çok iyi anlaşılıyor ki o “demokratik açılım” dedikleri şey, aslında kapsamlı bir planın perdelenmesi için ortaya atılmış bir söylemdir.

ÇÖZÜM PROJELERİ VARSA BUYURSUNLAR

Gerçek anlamda Kürt sorununun çözümüne dönük herhangi bir projeleri yoktur. Eğer varsa buyursunlar, açıklasınlar. Biz defalarca “projeleri nedir, açıklasınlar” demişizdir. Açıkladılar mı? Hayır, çünkü bir çözüm projesi yoktur, tasfiye projesi vardır. Yani yeni iktidara gelmiş güçler olarak Cemaat ile AKP, işte Kürtlere karşı önceden yürütülen mücadeleyi yetersiz görüp, “Kemalistler tüm Kürtleri hedefledi, din unsurunu kullanmadı, biz şimdi dini duyguları da kullanarak…” diyerek -ki Fethullah Gülen “din tutkal gibidir, onları tutar; onlar cahildir, dini bilmiyorlar, Hz. Muhammed’i tanımıyorlar; bunları anlatır, kavratırsak onları böyle tutarız” diyor- sözüm ona önceki Ergenekon’u eleştirerek, bazı Kürtleri yanına çekip, direnen Kürtleri hedefleyerek sonuç almayı öngören bir konsept oluşturuyorlar. Diğerinden farkı bu oluyor. Aslında diğeri de daha önce korucuları ve kendilerine yakın olan diğer kesimleri hedeflemiyordu ama siz Kürtsünüz de demiyorlardı. Önceden birtakım işbirlikçi aşiret reisleri, TV programlarına katılarak Türkçe bilmemelerine rağmen nasıl Türk olduklarını izah etmeye çalışıyorlardı. Şimdi o aşıldı, ona gerek yok ben Kürdüm diyor ama işbirlikçi-hain bir Kürt olarak Özgürlük Mücadelesi’ne karşı dikilen bir Kürt olmaktadır.

“TÜRKLÜĞE KÜRT OLARAK TABİ OLACAKSIN” DAYATMASI

“Sen Kürtsün ama irade olmayacaksın, sen Türklüğe Kürt olarak tabi olacaksın (Türk olarak değil), Kürt olarak sen bana tabi olacaksın” söylemi vardır. Fark budur: Ergenekon’un uyguladığı, Kürt halkını nefessiz bırakma, tüm özgürlük emarelerini yok etme konseptinden bu yeni Yeşil Ergenekon konseptinin farkı bir takım Kürtlere din kardeşi söylemiyle veya maddi çıkarlar sağlayarak, Kürtleri birbiriyle çatıştırarak sonuç almak isteyen bir konsepttir. İkisinin arasındaki fark budur. Ve bunu 30 yıllık mücadelenin en kapsamlı hamlesi olarak adlandırıyorlar. Olabilir. Biz buna şaşırmadık. Zaten bunu biliyorduk. Bunların bu biçimdeki itirafları bizim önceden söylediklerimizi doğrulamaktadır.

Terörle Mücadele Kanunu (TMK), aslında bir olağanüstü hal yasasıdır. Hatta ondan da öte bir sıkıyönetim yasasıdır. Bugün Kürdistan’da uygulanan bir örfi-idare yönetimidir. TMK adı altındaki maddelerin uygulanması, aslında sıkıyönetim süreçlerinde bile olmayan bir dönemi başlatmıştır. Hemen hemen herkesi KCK sayma yetkisine sahip uygulayıcılar vardır. Aynı şekilde Özel Yetkili Savcılar ve Özel Yetkili Mahkemeler, eskinin DGM’leri konumundadır. İsim değiştirerek, normal olmayan bir idari sistemi normalmiş gibi göstererek kamuoyunu yanıltma girişimiyle Kürt halkına karşı devlet terörünü meşru gösterme tutumu vardır.

LEGAL FAALİYETİ TERÖRİZMLE SUÇLAMAK TERÖRÜN KENDİSİDİR

Hiçbir illegal faaliyete bulaşmamış, hiç yasal sınırların dışına çıkmamış bir insanı terörizmle suçlamanın kendisi bir terördür. Böyle sonuç almayı öngören bir konsepti hayata geçirmek istiyorlar. Aslında bu, geçmişte mazlum bir insan pozisyonunda olan kişilerin o mazlumiyetin altında ne kadar zalim bir gerçeği temsil ettiklerini açığa vuran bir durumdur. Çünkü geçmişte bu kesimler de bir şekilde devletin bazı uygulamalarına maruz kaldılar. Ama şimdi kendileri hükümet ve devlet oldular; aslında en zalim ve en gaddar bir zihniyete sahip olduklarını gün gün ortaya koyuyorlar.

Psikolojik savaşın geliştirilmesinden her türlü katletme araçlarının satın alınması için yoğun çabaların sergilenmesine kadar bu kesimlerin yürüttükleri bu savaş Kürt halkını katletme savaşıdır. Kürt halkına karşı her türlü yalan-dolanla karalama faaliyeti yürütme, bir yalan kuluçkası gibi çalışan bir takım TV kanalları, gazeteleri yaygın bir tarzda kullanarak ve bu biçimde kendi gerçeğini örtmeye dönük bir çabanın eşliğinde Kürdistan’da katliamlarla sonuç almak isteyen bir sömürgeci zihniyet söz konusudur.

YEŞİL ERGENEKON BELGELERİ İÇİN BAŞVURAN GAZETECİLER OLDU

* Geçen hafta Yeşil Ergenekon ve Gülen Cemaati’yle ilgili elinizde önemli belgeler olduğunu, cesaretli adımlar atan gazeteciler olursa, noktasına bile karışmadan yayınlayacaklarını kamuoyuna beyan ettikleri takdirde kendileriyle paylaşabileceğinizi belirtmiştiniz. Bu konuda başvuru yapan gazeteciler oldu mu?

Evet. Bazı gazeteciler başvurdu; onları değerlendiriyoruz. Yalnız başvuranların aslında kendi köşelerinde, kamuoyu önünde açık söz vermeleri gerekiyor. Bizim vereceğimiz belgeleri harfiyen yayınlayacaklarına dair açık belirlemelerde bulunmaları daha iyi olur. Fakat biz gelen talepleri de değerlendireceğiz. Bu konuda öyle çok acele etmeye de gerek yok. Bakalım, süreci izliyoruz ama belirttiğimiz belgelerin uygun bir biçimde basına yansıtılması öngörülecektir. Gerçekten Türkiye toplumuna doğru ve eksiksiz yansıtan basın kurumuna verebiliriz.

ANF / Deniz Kendal

21 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

Maliye Sitesi Pkk’lı Hacker Tarafından Hacklendi

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

 

Türkiye Maliye Bakanlığı’nın resmi internet sitesi, kendilerine ColdHackers adını veren bir grup Kürt genci tarafından hacklendi.
Maliye Bakanlığı’nın internet sitesi dün kendilerine ColdHacker adını veren bir grup tarafından hacklendi. Siteye “Biji Serok Apo” sloganı ile “Kirli ellerinizi Kürdistan halkından ve önderliğinden çekin” yazısı bırakıldı.

Grup PKK lideri Abdullah Öcalan’a tecridin yanı sıra artan tutuklamalara da tepki göstererek, “ColdHackers ve Kürdistan Gençliği” olarak sanal eylemlerini sürdüreceklerini bildirdi.

www.maliye.gov.tr internet sitesi bu sabah saatlerinde de halen kapalıydı.

Maliye Bakanlığı da bu sanal eylemden PKK’yi sorumlu tuttu. Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, “Bölücü terör örgütü PKK, kirli emellerinin propagandası için gece yarısı www.maliye.gov.tr internet sitemize saldırmıştır. Bakanlığımız Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı yetkililerinin, olaya en kısa sürede müdahalesiyle kirli propagandanın yapıldığı yayın kesilmiştir. Sadece bilgi amaçlı duyuruların yer aldığı, hiçbir süratle mükellef bilgilerini içermeyen bakanlığımız internet sitesi en kısa sürede yeniden yayına girecektir.” denildi.

36 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

İstanbul’da PKK / KCK Operasyonu

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

İstanbul’da düzenlenen PKK / KCK operasyonunda gözaltına 22 zanlıdan 19′u mahkemeye sevk edildi.

İSTANBUL – PKK/KCK’nın gençlik yapılanmasına yönelik gerçekleştirilen operasyonda; 22 kişi gözaltına alındı.

Zanlıların adreslerinde yapılan aramalarda, 1 adet 9 mm çapında silah, 1adet 8 mm çapında silah, 29 adet fişek, 6 bin 335 paket kaçak sigara ve örgütsel doküman ele geçirildiği bildirildi.

Korsan gösteri eylemlerini organize ettikleri ve gösterilerde kamu ve özel şahıslara ait bina ve iş yerlerine yönelik Molotoflu, havai fişekli ve ses bombalı saldırıda bulundukları iddia edilen zanlılardan 2′si 18 yaşından küçük olduğu için savcılık tarafından serbest bırakıldı.

Emniyetteki işlemleri tamamlanan 19 zanlı ise mahkemeye sevk edildi.

(Şükrü Gündüz – İLKHA)

10 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

İstanbul’da KCK’dan 12 Tutuklama

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

İstanbul’da düzenlenen PKK operasyonunda gözaltına alınan 21 kişiden 12′si tutuklandı.
İSTANBUL – Düzenlenen PKK operasyonunda gözaltına alınan 21 zanlıdan 15′i emniyetteki ifadelerinin arından mahkemeye sevk edildi.

Akşam saatlerinde Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirilen zanlılardan 3′ü sorgularının ardından serbest bırakılırken, 12′si tutuklanarak cezaevine konuldu.

Zanlıların CHP’nin seçim aracı ve AK Parti Zeytinburnu ilçe binaları ile bazı bina ve otomobillere molotofkokteyli saldırıda bulunduğu iddia edildi.

1 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

Deniz Otobüsünün Rotası: İmralı

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

Kocaeli’nde İzmit Gölcük seferi yapan Kartepe adlı deniz otobüsü akşam saatlerinde üzerinde bomba olduğu bildirilen bir kişi tarafından kaçırıldı.
Kocaeli’nde İzmit Gölcük seferi yapan Kartepe adlı deniz otobüsü akşam saatlerinde üzerinde bomba olduğu bildirilen bir kişi tarafından kaçırıldı. Habertürk TV’ye konuşan gemi kaptanı ise geminin HPG tarafından kaçırıldığını iddia etti.

Alınan bilgilere göre, İzmit- Karamürsel seferi yapan Kartepe adlı deniz otobüsü üzerinde bomba olduğu bildirilen bir kişi tarafınadn kaçırıldı. İçinde 17 yolcu ile 4 mürettebatın bulunduğu deniz otobüsünün yönünü İmralı’ya çevirdiği ileri sürülüyor.

Olayın duyulması ardından Deniz Kuvvetleri ve polis tarafından deniz otobüsüne yönelik operasyon hazırlıkları yapılırken, hava muhalefeti dolayısıyla yetkililerin halen beklemede olduğu bildirildi.

Son alınan bilgilere göre, deniz otobüsünün rotasının Yalova-İmralı yönünde olduğu bildirildi.

Konuya ilişkin açıklama yapan Kocaeli Valisi Ercan Topaca, İzmit-Gölcük seferini yapan yolcu vapurunda kaptanın bulunduğu bölüme giren bir kişinin kaptanı rehin aldığını söyledi. Vapurun kontrolünü ele geçiren kişinin İzmit Körfezi’nde vapuru dolaştırdığını dile getiren Topaca, “Vapuru kaçıranların bir kişi olduğu net değil. Sadece kaptanın yanında bir kişi var. Güvenlik güçlerimiz olayla ilgili inceleme başlattı. Mürettebatla birlikte vapurda 21 kişi var” dedi.

Deniz otobüsünün kaptanı Habertürk TV’ye telefonla bağlanarak, “Çok detay veremeyeceğim. İzmit’ten kalktık. HPG tarafından gemi personeli, yolcusuyla beraber rehin alındı. Söyleyemeyeceğim istikamete doğru gidiyoruz. Silahlılar ve gemide bir miktar patlayıcı da var” dedi.

SON DAKİKA HABERLERİNİ KALDIRIN

Bu arada Habertürk Tv Genel Yayın Yönetmeni Yiğit Bulut kaçırılan gemiyle ilgili ‘Ankara’dan son dakika haberlerini kaldırın talimatı aldıklarını’ söyledi.

Firatnews

5 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

Yeşil Kart Uygulaması Kalkıyor

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

Genel Sağlık Sigortası sisteminin başlayacağı ocak ayından itibaren Yeşil Kart uygulaması kalkıyor.
Genel Sağlık Sigortası (GSG) sisteminin başlayacağı yeni yıldan itibaren Yeşil Kart uygulamasına son veriliyor. Yeni sisteme geçilmesiyle genel sağlık sigortası kapsamına alınacak 9.5 milyon Yeşil Kart sahibinden en az 5 milyonun sağlık hizmeti almak için ücret ödemesi bekleniyor.

Genel Sağlık Sigortası için ödenecek primler ise Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) yapacağı gelir testiyle belirlenecek. Ancak gelir testi ve uygulama esasları ise halen belirlenmedi.

Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacak Yeşil Kartlıların ödeyecekleri prim miktarları 2012′de yürürlüğe girecek yeni asgari ücret rakamlarına göre belirlenecek. Yapılacak gelir testinin ardından belirlenen rakamın aylık asgari ücretin üçte birinden az olanların primleri devlet tarafından ödenecek.

Brüt asgari ücret ile brüt asgari ücretin iki katı arasında geliri olanlar ise brüt asgari ücretin yüzde 12′si kadar prim ödeyecek.

Brüt asgari ücretin iki katından fazla geliri olanlar ise brüt asgari ücretin iki katının yüzde 12′si kadar Genel Sağlık Sigortası primi ödeyecek.

5 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

Diyarbakır’da Dört Katlı Bina Boşaltıldı

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

Bağlar ilçesi 5 Nisan Mahallesi’ndeki binada oluşan çatlaklar nedeniyle 4 katlı bina ve çevresindeki evler boşaltıldı.
Diyarbakır’daki bir bina çökme tehlikesi nedeniyle boşaltıldı. Bağlar ilçesi 5 Nisan Mahallesi’ndeki binada oluşan çatlaklar nedeniyle 4 katlı bina ve çevresindeki evler boşaltıldı.

Bağlar İlçesi Girne Caddesi’nde bulunan 4 katlı bina sakinleri sabah uyandıklarında odalarındaki geniş yarıkları gördükten sonra yetkililere haber verdi. Bunun üzerine sivil savunma arama-kurtarma ekibi, itfaiye, ambulans bölgeye gelerek önlemleri aldı.

Olay yerine gelen Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran ve Başkan Yardımcısı Nimet Taş, binayı inceleyerek, yetkililerden bilgi aldı. Taş, binanın yıkılmasına çok az kaldığını belirterek, binanın yığma bir yapı olduğunu ve hiçbir güvenliğinin bulunmadığın anlattı.

Binanın yıkılmasına ramak kaldığını ifade eden Taş, “Bina tamamen o zamanki koşullara, o andaki ihtiyaçlara göre düzenlenmiş. Önce tek kat çıkılmış, daha sonra iki, üç ve dördüncü katlar çıkmış ve yığma yapılmış. Yığma ve kolonları birleştirmişler ve böyle bir sentez oluşturmuşlar. Şu anda kendi yükünü taşıyamıyor. Biz binayı yıkacağız sadece şuan binayı boşaltabilmek için önlem alacağız ve güvenliği sağlayacağız. Bina dört katlı ve her katta iki daire olduğunu düşünüyoruz” dedi.

İlk katında öğrencilerin oturduğu ve toplam 4 ailenin yaşadığı binada geçici güçlendirmenin devam ettiğini dile getiren Taş, yapıların özellikle Bağlar bölgesinde içiçe olduğunu ve bir yapının çevresindeki yapılara da zarar verebildiğini kaydetti.

Taş, şunları kaydetti: “Çevre Müdürlüğü’yle yazışmalarımız ve bölgemizde incelemelere başladık. Bağlar ilçesinde bu yapı gibi binlercesi var. Şu anda 6 büyük mahallemiz ciddi risk altında. Nüfusun en yoğun olduğu Bağlar’daki bu 6 mahallede yaşayan insan sayısı 37 ilin nüfus yoğunluğundan fazladır ve risk bu denli büyüktür.”

Daha önce de Bağlar ilçesi Sento Caddesi üzerindeki bir binada çatlaklar oluşmuş bir süre sonra balkonlardan başlayarak kendi kendine yıkılmıştı. Diyarbakır’daki birçok binada bu tür tehlikelerin bulunduğu belirtiliyor.

ANF

6 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME

5 Gerillanın Cenazesi Diyarbakır’da

11 Kasım 2011 Yazan  
Kategori Diyarbakır

 
Diyarbakır’da 5 gerilla cenazesi binler tarafından karşılandı.
Hakkari’nin Çukurca İlçesi Kazan Vadisi’nde (Geliyê Tiyarê) kimyasal silah kullanıldığı operasyonda yaşamlarını yitiren HPG gerillalarından 5′inin cenazeleri Diyarbakır’da binlerce kişi tarafından karşılandı.

Sabah saatlerinde Malatya’da aileleri ve BDP, DTK, TUHADFED, MEYADER, İHD ile Barış Anneleri İnisiyatifi tarafından alınan gerillalar Mizbah Ezer (Brusk Amed), İkram Kara (Serdem Pîr), Abdurahman Enüştekin (Dündar Gabar), Çoli Temel (Çekdar Beytüşşebap) ile Dicle (Pîran) İlçesi’nde infaz edilen gerilla Ömer Erdoğan’ın cenazeleri, İlk olarak Ergani’de karşılandı. Ergani ilçe girişinde yüzlerce kişi tarafından karşılanan cenazeler, ardından yüzlerce araçlık konvoyla Diyarbakır’a doğru yola çıkarıldı.

Cenaze araçları Diyarbakır kent girişindeki Doğu Petrol’de binlerce kişi tarafından “Şehît namirin” sloganları ile karşılandı. Karşılama sırasında havai fişekler patlatılırken, yeşil sarı kırmızı flamalar açıldı, kadınlar ise zılgıt çekti. Uzun süre yolu trafiğe kapatan kitle cenaze araçları ile birlikte bir süre yürüdü. Yürüyüş nedeniyle cenaze araçları ilerlemekte zorluk çekti. Ardından kente giriş yapan cenaze araçları yüzlerce araçlık konvoy eşliğinde Yeniköy Mezarlığı’na gitti. Güzergah boyunca yola çıkan yüzlerce yurttaş da zafer işaretleri ile konvoyu selamladı. Kayapınar İlçesi’nde yolun her iki tarafında toplanan halk ise, cenaze araçları geçerken, karanfil ve gül attı.

Haber: ANF, Foto: Arşiv-DİHA

24 TOPLAM GÖRÜNTÜLENME



Bir blog ve haber sitesi olduğumuzdan, kullanıcılar önceden onay almadan her türlü görüşlerini yazabilmektedir. 5651 Sayılı Yasaya Göre, Yazılanlardan dolayı oluşabilecek her türlü yasal sorumluluk, yazan kullanıcılara aittir. Yine 5651 Sayılı Yasaya göre Sitemiz mesajları kontrolle yükümlü değildir. Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir durum görürseniz; Lütfen, tafnzell@gmail.com adresine mail olarak bildiriniz. Bildiriminiz incelendikten sonra gereken müdahale yapılacaktır.
sesli chat
seslichat
sesli sohbet
seslisohbet
sesli chat
seslichat
sesli sohbet
seslisohbet
seslidünya
sesli dünya
sesli chat
seslichat
sesliroom
sesliduy
sesliserbest
sesliefsane
seslivatan
sesli panel
seslipanel
hacker
hack
sesli chat
sesli sohbet
seslichat
seslisohbet
seslichat
sesli
sesli sesli
sesli chat
sesli sohbet
kameralı chat
görüntülü sohbet
kibris
facebook
hurriyet
kamerali sohbet
sesli chat
sesli sohbet
sesli chat
sesli sohbet
seslipanel
sesli panel
islami sohbet
arkadaşlık
turkiye
sesli chat
sesli sohbet
sesli sohbet
seslichat
seslisohbet
sesli chat
sesli sohbet
sesli chat
sesli chat
sesli sohbet